tihd1.jpg

 

-11–12 yaşındayken, yani İran’da yaşarken, arkadaşlarla birlikte motor kiralardık. Annem  babamdan gizli. Bu arada babam askerdi, çok sert, disiplinli bir adamdı. Affetmezdi böyle şeyleri. Yanaşmayacaksın, dedi bir kere, mümkün değil. Ben o kadar korkuya rağmen yaz aylarında, okul döneminde de hafta sonları motosiklete binmeye devam ettim. 1977’de liseden mezun olup da yurtdışına gidene kadar bu böyle sürdü. Sonra üniversite yıllarında ne vaktim, ne param vardı. Motosiklet seyahatlerim bundan 12 yıl önce başladı. Rahmetli babamın da 8 yıl önce ölene kadar bundan haberi olmadı. Seyahatlerin ilk 4 senesinde, acayip yerlere gidiyorum, motora biniyorum demedim babama. Küçükken korkumdan söylemiyordum, daha sonra da onun sağlığını düşündüğüm için söylemedim. 

Tekrar motosiklet kullanmaya nasıl başladınız? 

-Kayınbiraderim Ahmet Kocabıyık, motosiklet sevdamın tekrar başlamasında etkili olan kişi. O seyahatlere çıkıyordu. Sonra ben de katılmak istiyorum, dedim. İlk 1–2 sene kabul etmedi, bunun eğitimini alman lazım, çok tehlikeli bir iştir, dedi. Neredeyse vazgeçecektim. Sonra 1996 senesinde bir gün showroom’da motorlara bakarken, eşim ’Bu kadar istiyorsan al, bir dene’ dedi. Hafta sonları kendi kendime antrenmanlara başladım. Birkaç kursa da gittim. Çünkü normal şekilde motosiklete binebilirsiniz ama doğa şartlarıyla mücadele edeceğiniz seyahatlere katılmak kolay bir iş değil. Turlara başlamadan önce, bize refakat eden ve dünya çapında bilinen bir tur operatöründen ciddi bir şekilde ders aldım. 


İlk geziniz nasıldı? 
-İlk turumuz, 1997’de Guatemala’daydı. Tam bir üçüncü dünya ülkesi. Doğru dürüst yol yok, tamamen ormanlık ve dağ. Üç kez ciddi şekilde düştüm ama vazgeçmedim. Kötü bir yaralanma yaşamadım. Bir sonraki seyahatlerden önce eğitim aldım. 

En zor parkur neresiydi?

 -Arjantin’in güneyinde, Şili sınırına yakın dağlık bir bölgedeydik. Offroad’ın, krosun gerçek anlamını orada anladım. Tropik bir orman düşünün. Bir taraftan elinizle yolu açarken, bir taraftan gaza basmanız lazım. Bir de, günde 250 km yol kat etmemiz lazım. Patagonya’dayız çünkü hava kararmadan bir kasaba veya otele ulaşmamız lazım. İneyim de motoru taşıyayım diyemezsiniz, saatte en az 30 km hızla gitmezin lazım. Zor parkurlardan biri de ikinci seyahatimizde gittiğimiz Bhutan’aydı, Çin ile Hindistan arasında bir krallık. 4.500–5.000 bin metre yükseklikte bir dağa geldik. Biz tırmanmaya başlarken aşağıda sıcaklık 17-18 dereceyken, zirveye geldiğimizde eksi 10’a düştü ve kar fırtınası başladı. Bir yanı uçurum olan, tek aracın bile zor geçebileceği, tamamen buz kaplı bir yolda gidiyoruz. Orada çok zor anlar yaşadık. O anda dedim ki, ne işim var benim burada. O soğukta nasıl terli vaziyetteydim inanamazsınız. Heyecan dan ve korkudan.


Seyahatleriniz size ne öğretti?

 -Bence, seyahatte edindiğiniz tecrübe eşittir bin tane üniversite. Ki ben ilkokul, ortaokul ve liseyi yabancı eğitim veren okullarda okudum, Avrupa ve ABD’de yükseköğrenim gördüm. Herkes seyahati sever ama seyahatlere de biraz alıcı gözle bakmak gerekir. Roma’ya da gitsen, Zimbabve’ye de, o kültürün belirli özelliklerini, eksik ve artılarını anlamaya çalışmak gerek. Her yerde öğrenilecek çok şey var. Ben geliri kişi başına 60 bin dolar olan Norveç’e de gittim, fakirlikte ilk 10’a girebilecek Guatemala’ya da. Norveç’i kitapta "muhteşem ama kasvetli" diye tanımladım. Hakikaten ülkeyi öyle buldum. Orada gördüğüm asfalt kalitesi dünyada yok. Köylünün Mercedes S class arabası var. Ama Avrupa ve dünyanın en yüksek intihar oranları orada. Bu kadar zenginlik, nimet, her şey var. Ama, gençlerini tedavi ettirmek için başka ülkeden terapist getirtiyor. Bu en büyük ders hepimiz için.

 Bu seyahatleri yapmamış olsaydınız, şimdiki halinizle aranızda nasıl farklar olurdu? 

-İşadamı, yönetici, eş, baba olarak bu görevlerimi daha iyi yapmak için sanıyorum daha tamamlayıcı bir faktör oldu bu gezilerim. Kendimi tamamlanmış hissediyorum. 

İran’da doğdu, İsviçre ve ABD’de yükseköğrenim gördü 

-Mehmet (Muhammed) Hamedi 1959’da, İran’ın başkenti Tahran’da doğdu. İlkokul ve ortaokulu, Tahran’daki Amerikan Koleji’nde okudu. Lisans eğitimini İsviçre, master eğitimini ABD’de tamamladı. 1983’te ABD’de yaşadığı sırada, bir yıl önce tanıştığı Zeynep Kocabıyık (Asım Kocabıyık’ın kızı) ile evlendi. İki kızları olan çift 1985’ten bu yana Türkiye’de yaşıyor. Mehmet Hamedi 1986’dan bu yana, yani 22 yıldır Borusan Grubu’nda çalışıyor. İşe ilk kez Borçelik’te satış ve ihracat uzmanı olarak başladı. Daha sonra satış müdürü ve Borçelik’in genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. Beş yıldır Borusan Paslanmaz Boru’nun Genel Müdürü. 

Şirkette damat olmak 1–0 geriden başlamak gibi

 -Bir aile şirketinde, yönetimin nesilden nesile geçmesi, normal bir düzenin mesuliyetini üstlenmektir. Veya yüzde 100 profesyonel yöneticiyseniz, çerçevesi spesifik olarak çizilmiş bir karaktere sahipsinizdir. En kötü şey, bunların karışımı. Hem aileden sayılırsınız, hem de işçi veya yönetici olarak da bir kimliğiniz vardır. Neticede, 1-0 geriden başlıyorsunuz. Ve deplasmanda. Tabii ki kendi yeteneklerinizi, yapabileceklerinizi ispatlamanız böyle bir durumda çok zor. Çünkü sizinle beraber, altınızda veya üstünüzde çalışanların bir kısmı, "altın tepside sunulan meyveyi yiyor" diye düşünüyor. Bir kısmı da belki performansınız ve yapabileceğiniz hatalar konusunda çok daha dikkatli oluyor. Onun için benim için çok zor bir durumdu. Ben şu düşünceye inanmıyorum: İnsan kendi işini yapar, millet ne derse desin. Hayır, öyle değil. Tabii ki insanların yargısı çok önemli. Netice itibariyle çalıştığım ortamda diğer insanların yeteneklerim hakkındaki konuşmaları benim için çok önemliydi. 

Kitabın geliri burs olacak 

-Kitabın satışından elde edilecek gelir, burs olarak kullanılacak. Mehmet Hamedi, "Türkiye’de daha önce uygulanmış olan dahi çocuk bursundan çok etkilendim. Kitabın geliri, Avrupa’daki belirli müzik okullarında master yapacak olan, aynı zamanda da maddi sıkıntısı olan 1–2 öğrenciye tahsis edilecek. Bu, yıllık 30–40 bin Euro’luk bütçe ister. Şu anda hedefimin üçte ikisine ulaşmış durumdayım.